Haftanın Yorumu

Bir bu eksikti…


Bireysel silahlanma tablosu gerçekten içler acısı…
 
Pek çoğu, erkek olmayı silah sahibi olmakla eş değer görüyor maalesef…
 
Siyasi erkte caydırıcı önlemler alınması konusunda sessiz kalınca iş iyice çığırından çıkmış bulunuyor…
 
Gördünüz mü bilmiyoruz; Samsun’da “üzerinde kalem tabanca taşıyan” SÇ. İsimli şahıs, yolun ortasında çıkarıp merakla kurcalarken kendisini sağ elinden yaralamış…
 
En azından başkasına zarar vermemiş diyenleriniz olabilir…
 
Doğru, ancak silahlanmada gelinen aşamaya bakar mısınız… Bir tıkla ruhsatsız tüfeklere ulaşanlar, şimdi bir tıkla bunlara mı ulaşıyorlar…
Hatırlıyoruz da eski MİT’çi Mehmet Eymür, yıllar önce Amerika Birleşik Devletleri’ndeyken kendi internet sayfasında bu kalem tabancaları ve benzeri suikast, ajan araç gereçlerinin fiyatlarıyla tanıtımını yapıyordu…
 
Şimdi yıllar sonra Samsun’da bir şahsın üzerinde kalem tabancayla gezdiğine ve yaralandığına tanık oluyoruz…
 
İlginç…
 
Ve üzücü…
 
Yine bir tıkla dün bir facia daha yaşandı…
 
 

Forum

Beyanname ve Yetmiş Yıllık Küller


Fikret İLKİZ
 
10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin kabulü üzerinden 70 yıl geçti. Dünyada özgürlük, adalet ve barışın temeli olarak insan haklarına saygı göstermek, korumak, geliştirmek ve ortak bir anlayış oluşturmak için her birey ve her organ görevlidir.
 
70 yıldan çok daha önceydi… Birinci Dünya savaşı çoktan bitmiş, silah üretimi ile kalkınmanın mucitleri görülen Naziler, muhaliflerin zayıflığı ile beslenerek işbaşı yapmışlardı. SA, SS ve Gestaponun kurucusu, III Reich Başbakan yardımcısı Hermann Goering “Nazi Tekniği” denilince ne anlaşılması gerektiğini Nürnberg Mahkemesinde şöyle anlatmıştı:
 
“Tabii ki insanlar savaş istemezler. Adam evinde memnun mesut yaşarken neden savaş istesin ki? Ülke halkları hiçbir zaman savaşmak istemezler, Rusya’da da İngiltere’de de Almanya’da da… Bu anlaşılır bir şey tabii ki, ama bir ülkenin politikasına liderler karar verirler. Demokrasi de olsa, faşist diktatörlük de olsa liderlerin insanları arkalarından sürüklemeleri son derece kolaydır. Onlara ülkelerinin saldırıya uğradığını söyleyin yeter. Barış yanlısı olanları da vatansever olmadıkları için ülkeyi tehlikeye atmakla suçlayın, bu kadar basit. Bu taktik bütün ülkelerde işler…” 
 
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinden insanlık ne ummuştu ne buldu?
 

Okuyun

Çocuk annesinin uğradığı şiddetten kendini sorumlu tutabiliyor


Gül KABA-Ömer HASAR
 
İSTANBUL (DHA) – İstanbul Kent Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimi Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatoş Erkman, çocukların şiddeti unutmadığını ve öğrendiğini söyledi. Prof. Dr. Erkman, “Çocukların hayal dünyası çok geniştir. Annesinin gördüğü şiddetten, kendini sorumlu tutabiliyor. Yani ‘annem acaba benim yüzümden mi şiddet görüyor’ diyor. Ailedeki tartışmada çocuğun adı geçiyorsa çocuk ‘tamam kavga benim yüzümden’ düşüncesine kapılıyor. O zaman bu sorumluluğu da taşıyor. Bütün olanların kendi suçu olduğunu düşünüyor. Araştırmalar, şiddeti gören çocukta şiddet uygulama oranının çok daha fazla olduğunu ortaya koyuyor” dedi.
 
Şiddetin temelinde, çaresizlik, yetersizlik ve güçsüzlüklerin yattığını belirten Prof. Dr. Erkman, “Yani şiddet bir yerde güçsüzlük gösterimidir. Neden erkek kendini çaresiz, güçsüz hisseder? Çünkü beceri eksikliği var. Bu dünyayla baş etmede, eğitimde, aile içinde,toplumda becerilerimizi yeterli düzeyde geliştiremediğimiz zaman güçsüzlük hissi artıyor. Ülkelerde ne kadar daha demokratik sistemler oturmuşsa şiddet daha az görülüyor” ifadelerini kullandı.

BARIŞÇIL EĞİTİMLERE İHTİYACIMIZ VAR
 
 

VakfımızıDestekleyenler