TED İstanbul IV. Ulusal Forumu

TED İstanbul Koleji
16 Şubat 2013
İSTANBUL

Nazire Dedeman Çağatay
Umut Vakfı Kurucu Başkanı
Açış Konuşması


Değerli öğretmenler, sevgili öğrenciler,

Ben TED Ankara Koleji mezunuyum. Çocuklarım da TED Ankara Koleji mezunu. Ve torunum Damla da bu eğitim yuvasında, TED İstanbul Kolejinde okuyor.  TED İstanbul IV. Ulusal Forumu Baş Organizatörü Beril Kavaklıpınar beni ziyaret ettiğinde açılış konuşması yapmamı rica edince heyecanlandım. Beni heyecanlandıran bir diğer durum da 17 lisenin temsilcisi siz öğrencilere hitap edeceğim oldu. 

Ben Dedeman Holding ve bağlı şirketlerinin başkan yardımcısıyım. Bir diğer unvanım da Umut Vakfı kurucu başkanlığı. Çalıştay konularınıza baktığımda, Umut Vakfı amacına bu kadar uyan içeriklere sahip bir proje üretilmiş olmasından dolayı da çok mutlu oldum. Umut Vakfını 1993 yılında kurarken gençlerimizin hukukun üstünlüğüne inanan, adalete güvenen, anlaşmazlıklarını uzlaşmayla ve barışçıl yollarla çözümleyen, yurttaş olma bilincini ve sorumluluğunu taşıyan bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunmayı kendimize görev edindik.  

Böyle bir temele sahip gençlerin şiddetten ve şiddetin en uç noktası olan bireysel silahlardan uzak duracağını öngördük. Nitekim diyalogla, sorgulayarak, tartışarak sorunlarımıza çözüm aramak ileri demokrasinin de bir göstergesidir.  

Ben bugün sizleri çok sıkmak istemiyorum. Sohbet gibi bir konuşma tasarladım. Ara sıra sizlere sorular yönelteceğim. İlk sorum: Hoşgörü mü saygı mı desem hangisini seçersiniz?.... 

Evet. Ben “saygı”yı seçerdim. Hoşgörmek, aslında karşınızdakini küçük görmeyi içerir. Karşınızdaki kişinin sizin kapasitenize sahip olmadığını düşünerekten sizi katlanmaya, görmezden gelmeye veya göz yummaya teşvik eder. Mesela kimleri hoş görürüz?... Çocuktur hoşgör, cahildir hoşgör bu tümceleri duymuşsunuzdur. Burada ifade edilmeyen ve yutulan bir şeyler vardır. Saygı ise ilişkide olunan kişi veya oluşumun hak, değer, inanç ve her türlü özelliğini göz önünde tutmak bunlara önyargısız yaklaşmayı içerir. Doğru iletişim tarafların birbirlerine “saygı” göstermesi ile başlar. 
   
Çalıştay sırasında sizlere en önemli tavsiyem birbirinizin fikirlerine “saygı” duymanız olacaktır. Hepimiz eşsiziz. Bir benzerimiz daha yok. Bu nedenle de hepimiz farklı farklı bireyleriz. Hepimizin farklı farklı düşünceleri, hayat görüşleri var. Bunlara değer vermek, en az kendi fikirleriniz kadar önemsemek, dinlemek ve saygı duymak sizi zenginleştirir. 

Bir diğer tavsiyem de “dinlemeniz” olacaktır. İyi bir dinleyici olmak, sizi çok farklı kılacak ve öne geçmenizi sağlayacak bir özelliktir. Dinleyerek edindiğiniz bilgiler ışığında daha isabetli kararlar alacak ve karşınızdakileri daha yakından tanıma şansına sahip olacaksınız. Başkalarının gözden kaçırdığı detayları siz kaçırmayacak ve bunları avantaja dönüştürebileceksiniz. 

Barış ve uzlaşma bizim vakıf olarak önemli çalışmalar yaptığımız bir alandır. Türkiye’ye “uzlaşma” terimini kazandıran bizim vakfımızdır. Uzlaşma tarafların birbirlerine “saygı” duyduğu ve “dinlediği ortamlarda gerçekleşebilir. Ortadoğu Barış süreci için biz 20 yıl önce üç sene üst üste “Barış Uzlaşma Bilimi ve Sanatı Avrupa Konferansları”nı gerçekleştirdik. İlki Antalya’da, ikincisi İspanya’da, üçüncüsü de Bulgaristan da oldu.

Çalıştay konularınıza baktığımda ne kadar büyük problemleri burada tartışacağınızı fark ettim. Bu yaşlardan Türkiye’nin ve dünyanın sorunlarına çözüm arama çabasına girmeniz gelecek için beni umutlandırıyor. 

Başlıkları ele alırken farklı açılardan da yaklaşmaya çalışmanız, olayları çok yönlü görmenize neden olacaktır. Mesela seçtiğiniz başlığın, diğer başlıklar ile arasında bir bağlantı olup olmadığına bakın. Bence çevre konusu insan hakları konusu olarak da ele alınabilir. Eko sistemde yaratılan olumsuzluklar bizim en temel hakkımızı “yaşam hakkımızı” elimizden almaktadır. Tıpkı Vakıf olarak mücadele ettiğimiz bireysel silahlanma gibi. 20 yılda sadece bireysel silahlanma üzerine 27 tane akademik konferans, 13 tane de kamuoyunu bilinçlendirmeye yönelik söyleşi gerçekleştirdik. Tüm bulgularımızı meclisle ve yasa koyucularla paylaştık. 

Başlıkların birbirleriyle çelişen yönlerini de görebilmeniz önemlidir. Yaşam hakkını tehdit eden bireysel silahlanma ülkenin bir güvenlik sorunu yaşaması sebebiyle halk tarafından fazlasıyla talep ediliyor olabilir. Kadına yönelik şiddettin hızla artması devletin kadını koruma politikalarının yetersizliği nedeniyle bireysel silahlara olan talep artabilir dolayısıyla hepimiz için bir risk oluşturarak “yaşam hakkımızı” tehdit edebilir. Geçtiğimiz yıl kadına yönelik şiddette ateşli silahların boyutunu ortaya koymaya yönelik uluslararası bir konferans gerçekleştirdik. Tanıtım materyallerimizde “Kadınlar hedef tahtasında” cümlesini kullandık. Amacımız kadına yönelik şiddette her geçen gün artarak kullanılan ateşli silahlara dikkat çekmekti. 

Ele aldığınız konuları çok yönlü, farklı bakış açıları ile değerlendirmenizi tavsiye ederim. Savunduğunuz görüşe karşı çıkan görüşleri çok dikkatle dinleyin. Sizi geliştirecek olan sizin arkanızdakiler değil önünüze çıkanlar olacaktır. Onlarla nasıl mücadele ettiğiniz ise sizi siz yapan özelliğiniz olacaktır. 

Türkiye bugün hem jeopolitik konumu, hem ekonomisindeki gelişme, hem de insan kaynaklarındaki potansiyel sebebiyle çok önemli bir konumdadır. Dünya ülkeleri tarafından kendi içindeki problemlerini nasıl çözdüğü dikkatle izlenmektedir. O yüzden bu çalıştay gibi projelerin tüm Türkiye genelinde, lise ve üniversite çağındaki gençler arasında yaygınlaşması çok önemlidir. Bugünkü sorunlar geçmişte sunulan çözümlerin sonucudur. Sizler burada sunacağınız çözümler ile sizden sonraki nesilleri barışa götürebilecek potansiyele sahipsiniz.

Dünyada her türlü dengenin yeniden kurulmakta olduğu bir dönemden geçiyoruz. Ne devlet, ne medya, ne işveren, ne de işçi eski konumunda. Sosyal medya herkese eşit söz hakkı veriyor. 

Her olayın bir aydınlık bir de karanlık yüzü olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Hayatınız boyunca karşılaştığınız her olay size hem pozitif hem de negatif etkileriyle birlikte gelecektir. Fikirlerin özgürce dile getirilmesi beraberinde sorunlar da getirecektir. Mesela bu salonda kaç kişinin tweet hesabı var? .... Peki, o zaman tweet hesabı olup sık sık mesaj atanlar dikkatle dinlesinler:

Şimdiye kadar hiç dikkat etmediğiniz, günlük hayatınızda rahatlıkla kullandığınız ifadelerin başkalarını rahatsız ettiğini göreceksiniz. Hatta belki de “nefret söylemi” üretmekte olduğunuzun hayretle farkına varacaksınız. Bu yüzden kelimelerinize dikkat edin. Sizin için özgürlük olan başkaları için hakaret ve şiddet içermemeli. 

Önümüzdeki günler “dünya vatandaşlığı”nın öğrenilme günleridir. Çünkü fikirlerinizi dünyaya açma şansına sahip olduğunuz gibi dünyanın da sizin fikirlerinize meydan okuması ile de karşı karşıya kalacaksınız. İnsan haklarını, demokrasiyi gerçek anlamıyla yaşama ve yaşatma şansına sahip olabilecek bir nesilsiniz. Bu fırsatın sizlere getireceği tehditlerin de olacağını bilmeniz ve buna göre kendinizi hazırlamanız önemlidir. Umut Vakfı olarak yurttaşlık bilincinin geliştirilmesi için çok önemli bir çalışma gerçekleştirdik. Türkiye’de bir ilk olan “Yurttaş olmak için…” kitaplarını hem eğitici hem de öğrenci kitabı olarak hazırladık ve Milli Eğitim Bakanlığının yardımcı kitap listesine girdik. Hem içeriği hem de ele alınış şekliyle Türkiye’de bir ilk olan kitaplar hala güncelliğini korumaktadır. Vatandaşlık hak ve sorumluluklarının bilincinde olmanız, gelecekte hayata atıldığınızda en fazla ihtiyaç duyacağınız becerilerdir.   

Ben bir vakıf yöneticisi olarak biraz da Türkiye’deki sivil toplum hakkında sizlere birkaç cümle kurmak istiyorum. Türkiye’de sivil toplum hala yoksula güçsüze yardım eden konumundadır. Aş evleri, fakirlere para yardımı, fitre, zekât vermek gibi. Elbette bunlar da önemli. Ancak bunları yapmak sorunlara temelden çözüm sağlamaz. Bence Türkiye’de artık sivil toplumun görevi sorular sormak olmalıdır. Mesela  “bizim ülkemizde neden yoksulluk var?”, “bizim ülkemizde neden hapislerde çürüyen bu kadar çok medya mensubu var?”, “bizim ülkemizde neden bu kadar çok tutuklu üniversite genci var?,  “bizim ülkemizde neden bu kadar çok bireysel silahlı ölüm var?” gibi sorulara cevap aramak olmalıdır. Gençler olarak bunları sorgulayın ve kendinizi çözüm odaklı düşünmeye zorlayın. Cevapları bulduktan sonra da kamuoyunu yanınıza alarak değişim için harekete geçin. Bugün çalıştayınızın açılış konuşmasını yaparken sizden ele aldığınız konularda sivil toplumun nasıl görev alabileceğini, alması gerektiğini de gözden kaçırmamanızı rica ediyorum.


Sevgili gençler,

Hepinizin “büyümek”, “yetişkin olmak” için can attığının farkındayım. Sizce ne zaman “yetişkin” olunur?.... evet. Bence yetişkin olmak “sorumluluk” almaktır. Siz kendi hayatınızın sorumluluğunu aldığınızda yetişkin olursunuz. Aldığınız kararların, yaptığınız seçimlerin sonuçlarına katlandığınızda yetişkin olursunuz. Bu nedenle sorunlarınızın çözümünü kendinizin üstlenmesi lazım. Her çözümü hiçbir şey yapmadan aileden, devletten, çevreden beklemek hiç de yetişkin tavrı değildir. Benim görüşüm bu. Böyle bakınca Türkiye’de sivil toplumun neden gelişmediğini, daha doğrusu toplumsal sorunlara çözüm bulmak anlamında neden gelişmediğini neye bağlarsınız?... Elbette yetişkinlerden oluşan bir toplum olmayışımıza. Bu nedenle çalıştay sırasında sunacağınız çözümlerin içerisinde kendinize de bir rol çizin. Çözümün içinde yer almıyorsanız gerçekten yetişkin gibi davranmıyorsunuz demektir. 

Benim sizlere söyleyeceklerim bunlar. Umarım sözlerim sizi düşünmeye iter. Hepinizi gelecekte sivil toplum hareketinin içinde de görmek isterim. Hayat boyu başarılar.

Umut dolu yarınlara…